27 Ekim 2012 Cumartesi

Bayram Coşkusu

Bayramın üçüncü gününe gelmiş bulunuyoruz. Bu günde büyük ekşın ve kutlamalarla bayram sürmekte filan desem, tamamen yalan olacak. Evet ben bugün çalışıyorum, yoksa bu saatte hadi uyandım es kaza niye bilgisayarın başına geçeyim ki... Bulunduğum konumda bugün işe gelmem kadar saçma sapan bir şey yok, ama yürüyen egolar söz konusu... Diğer bölümlerdeki personel bile senin ne işin var burda ne yaparsan yap iş olmaz ki bugün dedi. Bende akşam 6ya kadar ne yapsam ulen, odanın ön kısmı neden cam, bir de insanlar kapının önünden geçebilir en azından film izlerdim düşünceleri ile yaşayacağım.

Evlilikten sonraki ilk bayramımızı da böyle güzel, unutulmaz şekilde geçiriyoruz işte. Her insanın hayali değilmidir, zaten. Ki daha bitmedi, hazır başlamışken 29 Ekim'de de günaha filan girersin o yüzden onda da çalış. Ne fark eder ki evde oturcağına, amele gibi burada otur dediler. Bence her işletme böyle olmalı, kesinlikle tüm gün iş yapması imkansız olan elemanlarını işe çağırıp, onlara mesai ücreti ödemeli. Bu sayade başarının doruğuna varmak garanti, maksimum kar var ne de olsa.

Böyle sevgi doluyum yani bugün. Ama yine de bayram ruhu kaybolmaz. Hepinizin bayramı kutlu olsun. Ayrıca 29 Ekim Ruhunu da kaybetmiyoruz. Gündüz çalışsak da akşam işten çıkıp koşar adımla yürüyüşe yetişiyoruz. Cumhuriyet için, kendimiz için, güzel ülkemiz için Cumhuriyet yürüyüşüne katılıyoruz. Diğer şehirlerde tartışmalı da olsa, Bursa' da Nilüfer belediyesi hiç tereddüt etmedi yürüyüş organizasyonunda. 29 Ekim'de saat 19:00' da Acıbadem kavşağında yürüyüşe katılabilirsiniz.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Kına Gecesi

Aylar geçmiş gibi, hep bir şeyler yazmak istiyorum ama bir türlü denk gelmiyor. Balayından döndüm ve işe başladım, herşey apar topar oldu. Düğün ve kına fotolarını  bilr ayıklayamadım daha. Yavaş yavaş birbirimize ve evimize alışıyoruz.

Kına ve düğünden ben hiç bir şey anlamadım. Ben yavaş yavaş anlatmaya başlayayım neler olduğunu da fotografları sonra aralarına eklerim. =) Kına günü çok rahattım, hani insanlar arkadaşımın düğününe filan hazırlanıyorum sandılar kuaförde, o derece rahattım. Sürekli kesim için gittiğim.ve hiç saç yaptırmadığım kuaförüme gidip hazırlanmaya başladım. Büyük riskti aslında ama hem istediğim nedir biliyordum hem de ev ve salona o kadar yakın başka bir kuaför bulamazdım. Ve günün sonunda kesinlikle doğru karar vermişim dedim. Saçlarımı salık istiyordum, hürrem tacı ve kaftan hoş dursun istedim. Tüm gece oturmamama rağmen saçlarım düzleşmedi hiç.

Oynamayı gram beceremeyen insan ben bütün gece nasıl oynarım diye kabuslar gördüm resmen. Videoya baktığımda da çok başarılı olmasam da olayı kıvırabildiğimi görüp sevindim. Kına beklediğimizden çok daha kalabalıktı, güzeldi. Kimse oturmadı yerine, müzisyenler isyan etti hadi bitmeyecek mi artık diye =)

Kaftanımı giydiğimde işte budur, ben böyle olmak istiyorum dedim cidden. Herkesten de çok güzel tepkiler aldım. Bir tek mumların arasından salona girceğimi düşünmüştüm.(ki bu iş öyle değil midir) Ama saolsun önde giden arkadaşlar bu kısmı es geçmişler. Mecbur onlar önde ben arka girdik salona. Ağlamam gibi gelmişti o  an aslında, ama alçak müzisyen Candan Erçetin'in annem şarkısı çalınca insanın kendini tutması mümkün değilmiş. Kınam yakıldı, sandalye havaya kalktı, damadın adı avaz avaz bağırtıldı tabii ki. Gerçi bende ya düşersem korkusu olduğundan önceden damat beye haber verdirtip, kenarda beklettim onu. =)

Kına bittiğinde eve gidip hemen toparlandık. Herkes acıkmıştı da, dedik gidip tavuk alalım =) Tavuk alma adeti cidden güzelmiş dedim, okadar acıkmıştım ki,kim bilir ne zaman ne yemiştim en son, stresten. Gittiğimizde erkek tarafı gayet eğleniyordu zaten, gürültü yapmamıza fırsat kalmadı. =) Adettendir dediler bn de saklandım. Damat arayıp gelini buurmuş. Sonrası oynamaca, eğlenmece. Eee dedik artık alalım tavuğumuzu da gidelim evimize. Eve döndükten kısa süre sonra erkek tarafı kapıdaydı. Ne yazık ki bizim orada eğlence çok kısa sürdü. Çünkü insanlar hemen polis çağırmışlar, mecbur alıp baklavayı  döndüler.

Yemekler yenildi, kritikler yapıldı. Canım arkadaşlarımla koyun koyuna yatılıp neler oldu neler bitti dialogları döndü. Baba evindeki son  geceler acıtıyormuş insanın canını. Neyse ki düğüne bir gün daha vardı da hem odamla ailemle vedalaşabildim hem de biraz topralandım.

İnsan aylarca hazırlanıyor herşey göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. Düğün ve ayak tabanlarımız patlayana kadar gezdiğimiz Roma turunuda en kısa zamannda fotografları ile beraber yazacağım.

27 Eylül 2012 Perşembe

Yeni Evli =)

Yeni evlenenler kısa postlar girip, hemen haber verip kaçıyorlardı. Bende buna içten içe kızıyordum :) Kızlar şimdi sizleri anlıyorum. 

Kına da düğün de çok güzeldi. Az stres bol eğlence yine de bir şey anlamama durumu söz konusuydu. (Az stres kısmı ne kadar geçerli idi bilemedim ama) Sahne hiç boş kalmadı, arkadaşlarımız sevdiklerimiz hiç oturmadılar neredeyse... Düğün öncesi hava bozduğu için fotograf çekimi yaptıramamıştık, biz de düğün sonrası yaptık. iyi ki de öyle olmuş, gelinliği şekilden şekile sokup bol bol güldük çekim sırasında. Ve gelinlik kirlendi derdini düşünmek istemeyenler için ideal fikir. Hepsinin ayrıntıları ve güzel güzel fotograflar var tabii ki, bir kısmı hala elime geçmese de. 

Ama şimdi balayı zamanı, düğünden beri dinlenen bünyeler Romayı fethetmeye gidiyor. Dönünce internete kavuştuğum ilk anda Son düğün hazırlıkları, İstanbul maceraları, düğünde neler oldu, etrafta tost yiyerek fotograf çektiren gelin ve balayı notları ile burda olucam. Bol bol kim ne yamış okuyup, bol bol paylaşmak istiyorum herşeyi.

20 Eylül 2012 Perşembe

Vakit Geldi Çattı Artık...

Yarın kınam var... Şaşkın ördek yavrusu gibiyim, sanki başkasının kınası düğünü, hala üstüme alınmış değilim hiç birşeyi =) Ama fonda kesinlikle gelin olmuş gidiyorsun, çalıyor. Gerçi bugün, başımdan aşağı atılacak olan uğur paralarını hazırlarken, nikah masasını söyleyip durarak canım arkadaşımı kesinlikle canından bezdirdim ama =)

Bugün gidip market alışverişi yaptık evimize, en azından artık ertesi sabah için yaşam belirtisi verebilecek bir evimiz var.

Sanırım yarın akşam dank edecek birşeyler. En heyecanlı olduğum kısım yarın için hürrem tacım, kaftanı giyecek olmak. Artık zamanın yarısı kuaförde diğer yarısı ise stresten ağıran karnımı düşünerek geçecek. Üstüne Bursa belediyesinin süpersonik çalışmaları sayesinde tüm haftasonu hemen hemen tüm şehirde susuz olarak geçecek. Neden bu kadar uzun bir kesinti haftasonunda yapılır ki... Taşıma su ile değirmen döndürme çalışmalarımız tam gaz devam edecek, anlayacağınız. 

Bundan sonra uzun bir süre yazamayacağım muhtemelen, çünkü oturacağımız evin bulunduğu sitede internet var ama yok. Tüm site sakinleri superonline başvurusunda bulunmuş, evlerine bağlantı yapılmış hatta düzenli olarak faturaları da geliyor. Amma velakin superonline süper bir şekilde internet vermiyor, siteye. Neymiş açılışın İstanbul merkezden yapılması gerekiyormuş. Orası arandığında yurtdışından parça olmadan internetin bağlanması mümkün değil demişler. Ama faturalar yerli olduğundan her ay düzenli gelebilirmiş, sorun yok yani... Sonuç olarak bir süre internetten uzak bir hayat geçireceğim. 

İnşallah herşey, sorunsuz ve güzel geçer. Benim için dua edin.

16 Eylül 2012 Pazar

6 Gün Kala

Artık heyecan dorukta. Geceleri mideme kramplar girip uyuyamama zamanları başladı. Düğün hazırlığı denen amansız süreçte, sona yaklaştıkça herşey zorlaşıyormuş. Şükürler olsun ki babaannem risk durumunu atlattı, artık doktorlar istediğin zaman taburcu olabilirsin diyorlar. Bu sayede biz de derin bir nefes alabildik. Artık akıl fikir sadece ne nasıl olacak, ben bugün hangilerini halletsem şeklinde işlemeye başladı. Düğüne kadar mekanik gelin olmazsam iyidir.

Son 6 gün kala yaptıklarıma, düşündüklerime gelirsek;

Hala gelinliğimi teslim almadım, düğüne kadar elbet benim olacak düşüncesindeyim. Ama pazartesi halledilmesi gerekenler listesinde yerini aldı.

Kınaya gelmiyoruz, düğüne gelsek mi diye dialoglara giren yakın akrabalar canımı sıkmıyor değil. Herkesin kendi bileceği şeyler, gelirsin ya da gelmezsin ama 1 hafta önce arayıp biz gelmeyeceğiz demenin anlamı nedir, ben bilemedim.

Kına ile ilgili malzemeleri İstanbul'dan aldım. Geriye dağıtılacak lokumlar kaldı. Onları ayarlamamız gerekiyor. Kına sonrasında da Bursa'nın adeti olan tavuk alma yapmak istiyorum. Bunun içinde kız tarafına düşen kısım 1 tepsi baklava oluyor. 1-2 gün içerisinde baklava siparişi vermem lazım.

Fotografçı ile gün konusunda tekrar teyitleşip, pozlar hakkında konuşmamız gerekiyor.

Gelin alıcı için gelecek arabalara bağlanacak havluların ayarlanması gerekiyor.

Düğün günü zorluk çekmemek için şu an ayağımda gelin ayakkabılarım ile oturuyorum. Ne kadar ayağımın şeklini alırsa, o kadar rahat ederim diye düşünüyorum.

Kına ve düğün  günü gözlüklerimden kurtulmak istiyordum. Bu yüzden geçen gün göz doktorunun yolunu tuttum. Ben lens kullanmak istiyorum, dediğim gibi gözümde lenslerle buldum kendimi. İlk defa lens kullanan biri olarak da çok memnun kaldım, kullandığım lenslerden. Bugün takıp çıkarma denemesi de yaptım, zorlarsam başarabilirim... =)

Şu an tek içimde kalan, hala bir hürrem tacına sahip olamamak. Kına ya daha 4 gün var, neden benim de olmasın...

Artık hevesle arkadaşlarımı, sevdiklerimi bekleyip, ailemle de bol bol vakit geçirmeye çalışıyorum. 

Ev ile ilgili işleri tamamen bitirdik artık, onun rahatlığını yaşıyorum. Perdelerimiz tam istediğimiz gibi oldu. Eşyaları da yerleştirdik, ev tahminimizden çok daha güzel oldu. En önemlisi ikimizinde içimize sindi. 






13 Eylül 2012 Perşembe

9 Gün Kala Son Durum

Şükürler olsun ki babaannem ammeliyattan sağ salim çıktı. Herşey yoluna girecek diye diye 72 saatin dolmasını bekliyoruz. İlk 24 saat geçti, şimdilik bir problem yok ama vücut pıhtı atarsa felç olma ya da ölüm riski söz konusu. Şu kalan 48 saatte geçsin de rahat bir nefes alalım.

Bu sırada perdelerimiz geldi sonunda. Bu sefer tamamen doğru perdeler ve istediğimiz gibi oldular. Şaka maka düğüne 9 gün kaldı. Annem hastanede kaldığı ve olanlar moralimizi bozduğu için, işlerimizde aksamalar var. Önümüzdeki günlerde evimizi şöyle bir temizleyip, tam anlamıyla yerleştireceğiz.

Fotografçımızı ayarladık, düğünden önceki bir gün gidip dış çekim yaptıracağız. Bir yandan planlar yapıyorum. Bir yandan da korkuyorum, bir terslik olmasın lütfen diye.Artık bitsin de kurtulalım safhasına geçtim. Daha gidip gelinliğimi almam ve düğün salonu ile de son bir defa görüşmemiz gerekiyor. Son günler olsa da yapılacak işler çok...

11 Eylül 2012 Salı

Dün sabah erkenden büyük bir hevesle İstanbul'a gittim. Gün boyu orada gezip, kına malzemelerini almaya gittik annemle. Bol bol fotograf çekip İstanbulda yaşamayan biri olarak nasıl ne bulunuru anlatacaktım.

Ama telefon çaldı. Babama ulaşamıyorlarmış, babaannem düşmüş ve hastaneye kaldırılmış. Merak ve üzüntü ile beklemeye başladık. Bir yandan da hızlıca alınması gerekenleri halletmeye çalıştık. Halledeceğimiz her iş avantaj malumunuz. Bir kaç saat sonra kalçasının kırılmış olduğunu ve doktorun ameliyat konusunda kararsız olduğunu öğrendik. Kayınvalidem de hastaneye yakın olunca hemen atlayıp gitmiş yardıma. 

Bugün tüm günü hastanede geçirdik. Doktorun tek sıkıntısı yaşı çok olduğu için vücudun ameliyatı kaldırmayabileceği. Daha önce de diğer kalçasını kırmış ve ameliyat olmuştu. O yüzden aslında ameliyatın riskli olmadığını biliyoruz. Ama bu sefer durum çok farklı.... Doktor durarak iyileme sürecinin ilerlemesini çok zor görüyor ve ameliyat etmek istiyor. Yarın sabah ameliyata gireceğiz, hayati risk çok yüksekmiş.  Lütfen dua edin bizim için. Kalksın o yataktan da, hep istediği gibi ilk torununun düğününü görsün 12 gün sonra.


9 Eylül 2012 Pazar

Bazen canın acır, sadece acır. Tüm olmaması gerekenler üst üste gelir. Ağlarsın üzülürsün, kimse dokunmaz, dokunamaz gözyaşlarına. sanki insanlar bilerek yaralar seni. Kendi istekleri o kadar güçlüdür ki senin ufacık isteklerin onlara gereksiz gelir.

İsteklerini kızgınlıklarını, belirtmek istediğinde de kıran konumunda hep sen olursun. Sadece gözyaşların ve derin sessizliğin vardır yanında. Canın cidden çok acır... Bazen insanlar dışarıdan bakmak istemezler olaylara, kendi yaptıklarını görmek istemezler. Çünkü onlar yalnızca doğrudan oluşurlar. Ve canın acır... Değiştirmez hiç bir şeyi, canının acısı ama o orada öylece acır. Tüm herşeyden vazgeç dercesine acır, dayanmaya çalışırsın, yalpalarsın. Durmaz, durmak istemez, olanları kabullenmek istersin ama bırakmaz o acı seni. Derin bir rüzgar eser, kırar da geçer seni, oysa bilemezsin ki o bazen başka birinin meltemidir. Bunu anlayamazsın, canın çok acır.

Varolan stres, olaylarla birleşir. Canın çok ama çok acır. Bir tarafın ürkerken, diğer tarafın dimdik durur. Gider gelirsin her iki tarafa da....Dalgalanırsın öylece, canın acır, hıçkırıklara boğulursun, ağlarsın. Duyan olmaz....

4 Eylül 2012 Salı

Gelin Saçı ve Makyajı


Bol fotograflı demenin bile yetersiz kalabileceği bir yazıyla karşı karşıya olduğunuzu belirtmem gerek önce. Aslında saç modelime karar verdim, sayılır. Ama yine de kendimi gelin saçı modellerine bakmaktan alıkoyamıyorum. =) Hazır bakmışken de benim gibi arayışta olanlar için paylaşayım, diyorum.



 

Tabii bu iş yalnızca saç ile olmuyor ki... Makyaj ile ilgili de benim kararsızlığım olmasa da kuaföre bunu iyice anlatmam gerek =) Gelinde mavi fardan hoşlanmıyorum. Özellikle aydınlatma adına etrafı aşırı beyazlatılmış göze uygulanıyorsa, gelinin tüm doğallığını, güzelliğini mahfediyor, bana göre. Ama nedense kuaförler gelin görünce hele ki bir de sarışınsa mavi far ile aşk yaşamaya başlıyorlar. 

Oysa ki gelin makyajı dediğin sade ama etkileyici olmalı. toprak tonlarında, belli belirsiz olan. Ama aynı zamanda gerekli noktaları belirlemiş olan. Bir de eyeliner, tamamdır işte. Bu yüzden de haydi bakalım bunu anlatan fotograflar bulalım, bulamayanlarla da paylaşalım.

Gözlerde tam anlamıyla istediğim sonuç budur diyebilirim. Belki eyelinerın kuyruğu biraz daha uzun olabilir. Ama tam olarak yüzü bulamadım :) Gerçi gözler hallolduktan sonra hafif bir ruj ve allık ile işlem tamamdır.


 

1 Eylül 2012 Cumartesi

Perdeci ile 3. Devre

Bu postu mutluluk dolu yazmayı o kadar çok isterdim ki. Herşey bu sefer düzgün geldi vs diye. Ama ne yazık ki o kadar tartışmanın üzerine perdelerimiz yine hatalı. Hem de ne hata!!!

Ölçüleri güya kendileri aldılar ama salon için hazırladıkları storlar ne yazık ki camı kapamıyor bile... Tam bir karış yeri açık kalıyor. Üstüne üstlük bunu taklarken farketmesine rağmen, montaja gelen eleman biz farketmeden hızla evimizi terk etmişti bile. Odalara geldiğimizde de yatak odası ve oturma odasına aynı tülü yapmışlar. Ve yine daha önce görmediğimiz bir tül. Şaka gibi... Bunlar olduğunda artık sinirden ellerim titriyordu. Hepsini geçtim, yatak odası için karartmalı güneşlik istemiştim. Getirdikleri "kumaş parçası" ne karartmalı kumaştı, ne de istediğim renkteydi. Üstüne üstlük bildiğiniz kullanılmış ve kirliydi. 

Telefon açıyoruz, sorun etmeyin hallederiz diyorlar hala. Ne bir özür, ne başka bir şey. Sanki babasının hayrına getiriyor bize o perdeleri. Sen o kadar para öde sonra adam evine bir perde getirip takmayı beceremesin.Neyse ki bugün sorunu hallettik. Dedik gelin alın perdelerinizi, paramızı da geri verin. Paranla rezil olmak tam anlamıyla bu oluyormuş.

Siz siz olun İpek handaki Günhan mefruşatta uğramayın, derim. Düğüne 20 gün kalmış ben hala 2,5 ay önce sipariş verdiğim perdeler için bu kadar uğraşıyorum. Yazık, her yerde aynı tüller aynı fiyata. Biz bir de tanıdık olduğu için gitmiştik, bunları gördük. 

Bugün tekrar çıkıp perde baktık, umarım 1 hafta içinde yeni perdeler gelecek, artık oturup dua ediyorum. Bu sefer hatalı olmasın lütfen diye.


30 Ağustos 2012 Perşembe

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Zaferimizin bayramı kutlu olsun. Son bir kaç gündür olanlar, bayramın resmi olarak kutlanmıyor olması canımı sıkmıyor değildi. Ama insan oturup düşününce farklı noktalar görüyor. Bu zaferi bir devlet değil, millet kazandı, şanlı bir millet. Ve her ne olursa olsun bunu kutlamak yine bu milletindir. 

Her türlü terör saldırısına rağmen, biz kutlayabilelim diye canını feda eden o "bir kaç mehmetin" ruhu şad olsun diye, Atamızın hediyesine tekrar teşekkür edebilmek için, bu vatanın bizim olduğunu her zaman canı yürekten söyleyebilmek için, her ne olursa olsun cumhuriyetin ilkelerini sürdürebileceğine inanan bir millet olabilmek için, zafer bayramımız kutlu olsun...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Gelin Saç Modelleri

Düğün öncesi en büyük telaşlardan biri de saç modeline karar vermek. Sürekli gittiğim bir kuaför yok şu an ne yazık ki. Yeni yeni 2 yer oluşturuyorum. Birine kesim ve fön için gidiyorum, diğerine ise saç yaptırmak için. Her ikisine de çok uzun süreli gitmiyorum.

Düğün salonunu tuttuğumuzda kuaförün ücretsiz olduğu söylenmişti. Pek sıcak bakmamıştım. Sonradan insanlardan da duyduklarımla salon kuaförlerinin iyi işler çıkardıkları idi. Ben de önce gidip kuaför ile görüştüm. Oradaki bayan da çok pozitif olunca kararımı verdim. Sıra geldi model seçmeye... 

 Önceliğim taç ve duvak kullanabileceğim modeller olduğundan buradakileri eledim ama fikir olması açısından paylaşayım dedim. Beyaz çiçekli olan topuz modeli ile aşkım hala devam ediyor, o ayrı.





28 Ağustos 2012 Salı

Perdeci ile 2. Yarı

Dün sabah erkenden kalkıp perdecinin yolunu tuttuk. Hayatımdaki en enteresan esnafla tanışmış oldum. Dükkanda çalışan 3 kişi perdelerin seçtiğimden farklı gelmiş olması ile ilgili 3 farklı cevap verdi. Matematik problemi olsa daha kolay çözülürdü. 

İlk konuştuğum kişi, aaa bayram öncesi çok yoğunduk hata olmuş hemen halledelim, dedi. İkinci kişiye geldik. Elimizde şu an o kumaştan yok, zaten sana gönderdiğimiz daha kaliteli boşuna uğraşma, dedi. Üçüncü kişiye geldiğimizde ise; (işte rezillik burada başlıyor) Senin siparişleri hazırlayacakken baktık, elimizde o tüllerden kalmamış. Baktık bu tül daha kaliteli, güzel de duruyor. Size bundan yapıverelim dedik. Arayp seni çağırıp, tül seçtirmeye mi uğraştırsaydık, dedi. Evet gerçekten bunu dedi. Sonra ben evet daha mantıklı olurdu dediğimde ise şok geçirdi, nasıl yani diye. 

Dükkandaki tartışmalarımız böyle başladı. Gösterdikleri ürünleri beğenmedim. Beğenmediğimde de bana; inat ettiğin için beğenmiyorsun, zaten taktığımız tüllerin metresi senin seçtiğinden pahalı, iyilik yapıyoruz ama yaranamıyoruz da dediler. Oraya nişanlımın annesi ile değil de kendi annemle ya da nişanlımla gitmiş olsaydım, tavrım çok ama çok farklı olurdu. Sanki bana bedava mal veriyorlar da ben burun kıvırıyorum. Yalnız olsam paranızı ödemiyorum, gelin  pılınızı pırtınızı alın evimden ya da çöpe atıyorum bugün, derdim. Başka bir perdeciye de gider mis gibi yaptırırdım, perdelerimi. 

Yaklaşık 2 saat kadar orada tartıştıktan sonra nasıl oldu ise benim beğendiğim tülleri birden buldular. Perşembe gelip takacaklar bakalım. Ama ben nedense hala inanmıyorum, doğru ürünlerin geleceğine. 

Bu süreç içerisinde tabii bir de storları söyledim. Aldım ağzımın payını sonrada, onlar bana gayet güzel duracak bir tane yollamışlar, altı düz olunca o hiç güzel durmazmış. En sonunda konuşturdular beni oralarda ve dedim, siz istediğinizi kullanın alın evinize isterseniz hepinize bana yaptığınız tülden yaptırayım, storu da alın takın ama ben istemiyorum. Bu bu kadar basittir. Bir şeyi beğenirsiniz, parasını öder alırsınız. Satıcıda o ürün yoksa da teşekkür eder tokalaşır çıkarsınız. Ama karşılıklı bir iletişim vardır.

Düğüne az zaman kalmışken zaten gerginsiniz, bir de bu tip satıcılar ile karşılaştığında insanın çok morali bozuluyor. Normalde bu dönemde ev ile ilgili her şeyi bitirmek istiyordum. Ama evimde hala güneşlikler takılı olmadığı için koltukları açıp yerleştiremiyoruz, bile. Umarım sözlerinde dururlar ve perşembe günü bu iş biter.

26 Ağustos 2012 Pazar

Perdeci Düğüne 27 Günü Kalmış Çifte Karşı

Dün neydi öyle diye çığlık atasım var. Aslında gün güzel başlamıştı, diyebilirim. Daha önce beğendiğimiz ve o gün bazı aksiliklerden dolayı alamadığımız televizyonun hala kampanyası bitmemişti. Ve o artık bizim. Şimdi tek eksiğimiz 3 boyutlu film ve gözlüklerimiz. =)

Dün için asli olay perdelerimizin akşamüstü gelecek olması idi. 4-5 gibi gelecek olan perdelerin eve varışı 19:30' du. Kaç telefondan sonra geldiler, onu inanın bilmiyorum. Geldiler paketler açılmaya başladı. Nasıl olacak diye heyecanla bekliyordum. Salon perdesi gayet şık duruyordu ki, bir de storlara bakayım dedim. Demez olaydım. Evi klasikten olabildiğince uzak döşemeye çalıştık. Ama kruveze perdelerden gözümü alamadığımdan, farklı bir tarz olur demiştik. Bunu dengelemek için de storların altını düz istedim. Ama gelen storların sanırım konumuz ile ilgisi yoktu. Onlar yan komşununmuş da bize kahve içmeye gelmiş gibi duruyordu daha çok. Etek ucu dalgalı kesimdi. üzerinde de su yolu gibi şeyler vardı. problemi söyledim, alt kısmı çıkarabildiklerini sorun olmayacağını söylediler. iyi dedim, yırttık bu işten. Sonradan aklıma geldi, ben karartmalı stor istemiştim. Sordum montaj yapılmadan, ve gelenler karartmalı filan değilmiş. Dedim hiç monte etmeyin, ben bunu kabul etmiyorum. Sıra geldi diğer odalara (ki burada yazar hiç gelmeseydi, hatta perdeci sanırım kördü diyor) iki odanında perdesi aynı gelmiş, üstüne üstlük benim seçmediğim bir tülden. Önüme milyon tane tül de koysalar aradan o kadar kötüsünü bulamayacağım da kesin zaten. 

Ya belki farketmezler de kakalarız dediler, ya da cidden salaklar. Kimse kusura bakmasın ama ben başka bir açıkma bulamıyorum. Çünkü montaj için gelenlerin elinde, benim dükkanda söylediğim herşey yazıyordu. Üstüne üstlük iki odanın perdesi de farklı kodlarda gözüküyordu. Ben burada iyi niyet göremiyorum. Sizin elinizde bütün bilgiler yazılı olacak ve oradakinden daha kalitesiz ürünleri getireceksiniz. Çok yoğunuz açıklaması bence saçma. Ben bunların siparişini ramazandan çok önce vermiştim. O kadar sürede 5 tane perdeyi dikemiyorlarsa, zaten o dükkanın kapısını bile açmamalılar. Pazartesi günü gidip konuşlup, seçtiğim tüllerin tek tek fotograflarını çekeceğim, heralde o noktadan sonra işleri halledebilirler. 

Sonuç olarak, yalnızca mutfağın jaluzileri doğru getirilmişti. Yatak odasında da ürünler doğru olmasına rağmen ölçüde problem vardı. (ölçüyü de gelip kendileri aldılar) Düğüne 1 ay kala içimi bu kadar açan perdeciye an içten dileklerimi sunuyorujm. Umarım onun başına da gelir böyle bir şey, bakalım ne kadar keyif alır o zaman. O kadar koşuşturma bizi beklerken gece 10'a kadar yanlış perdelerle uğraştığımız bir günün de böylece sonuna geldik. 

Günün sonucu olarak, aldığımız her ürünün fotografını, kodunu alıp, dükkanlara gidip insanları taciz edip bize doğru ürünü yollayın demek gerekiyormuş.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Gelinlik ve aksesuarları :)

Bugün sıcak nem demeden, üşenmeden gelinliğime doğru koştum. Düğüne 1 ay kala gelinliğin etek boyunu ayarlatmaya gittim. Hazır gitmişken de aksesuarlarımı da seçtim tabii...

Siz siz olun gelinlik alırken fiyat ve karşılığında verilenler konusundaki pazarlığı kendiniz yapın diyorum. Bunun ilk nedeni, daha sonrasında ona göre konuşabilirsiniz alışveriş yaptığınız yer ile. İkinci neden ise hem araştırma hem de ekonomik bakımdan daha rahat olabilirsiniz. Gerçi bizim durumumuz biraz daha farklı idi. Duvak konusunu ben gelinliğimin siparişini verirken sormuştum. İki duvak verdiklerini söylemişlerdi. Ancak bunların detaylarını sormamıştım. Bugün istediğim duvağı sorduğumda söyledikleri fiyat farkı ağzımı açık bıraktı. Moda evi yalnızca düz duvak(yalnızca tül) veriyormuş, bense ucu dantelli duvak istiyordum ve bunu bir tac ile kullanma hayallerim vardı.Tac için de ayrı fiyat çıkardılar.

Durum böyle olunca birazda dışarıda gezmek ve fiyatları araştırmak istedim. Girdiğim ilk yerde de hem beğenmiş hem de fiyatları uygun bulmuşken, hemen aldım. Moda evindeki ile hemen hemen aynı duvağı bulmuştum ve verdikleri diğer taraftakinin yarısından da düşüktü. Tac deseniz aynı şekilde. Hem modelini çok beğendim hem de fiyatı bütçemize uygundu. Duvak, tac gibi ürünler arıyorsanız keisnlikle Asel İpek'e bakın derim. Çok orjinal gelin şapkaları, ufak tüller vs de vardı. Gelinliğime uysaydı kesinlikle onlardan da kusur kalmazdım. Bütün gelin aksesuarları benim olsun istedim bugün. Sordum ama dantel eldiven yokmuş şu an ellerinde. Yapacak bir şey yok, önce Eminönünde bakacağım var mı diye, sonra da gidip geldi mi diye soracağız :)

Bir gün daha böylece geçmiş oldu... Mideye giren ağrılar artıyor, zaman geçtikçe...

24 Ağustos 2012 Cuma

Kısa Bayram Özeti

Nişanla düğün arasıuna bayram denk gelmesin diye uğraştıysak da bir bayram denk geldi. İlk defa çift olarak gezdik bir bayramda. İlk gün rekor kırarak 15 yer gezdik, bünyem hala tatlı çikolata filan kabul etmiyor. İlk defa gidiyor olmanın acemiliği ile pek geri çeviremedik, ikramları. ama yine de güzeldi bayramlaşma.

Bayramın ikinci günü ise; samimi bir arkadaşımızın düğünü vardı. Gelin arabası olmak sorumluluk ister diyerek öğlen saatlerinde yola düştük. Gelin hanım azeri olduğundan ve arkadaşımız da orada çalışıyor olduğundan bu onların artık son düğünü idi.İlk önce Azerbeycan' da nikah ardından düğün yaptılar. Bunlardan dolayı da artık sıkılmaya başlamışlardı diyebilirim. Ama her ne olursa olsun heyecan dorukta idi. Önce gidip arabayı süslettik, sonra da oturduk damat bey ile sohbet ettik. Saat geldiğinde kuaförün yolunu tuttuk. Omuzundaki dövmenin kapanması için sırt ve kollarına da bol mikutarda makyaj yapılmıştı. Ama kuaför ne yazık ki kolların iç kısmına da fondoten sürmüş. Gelinliğin yan kısımları uzak mesafeden bile görülebilecek şekilde lekelenmişti.  O an dedim ki iyi ki onlarca blog okuyup, bir çok püf noktası öğrenmişim. Herkesin tavsiyeleri aklımın bir yerinde kalmış. Herkes ne olacak diye bakarken, hemen aklıma gelin acil durum çantası geldi. Bundan bahseden arkadaşlar, gelinlikteki lekelerin en iyi talk pudrası ile kamufle edilebileceğini anlatmışlardı. Kuaföre talk pudrası bulmalarını söyledim. Sonrada baktım yavaş yavaş kapıyoruz lekeleri. Nasıl mutlu oldum, anlatamam. Sonuçta 1 ay sonra ben de evleniyorum ve her aksilikle karşılaşabilirim. Biri bana böyle yardımcı olup sorunun üstünden gelse çok çok rahatlardım. Kuaförden çıkıp eve uğrayıp salona geçtik, benim için iyi bir deneyim oldu. Nelere dikkat etmem gerektiğini öğrenmiş oldum. Saolsun gelin de bana güzel tavsiyelerde bulundu. Umarım düğün günü yanımda da olacak. :) 

Bayramı da böylece geçirdikten sonra, bugün de evimizi yerleştirdik. Cumartesi günü perdelerimiz de takılınca ev daha iyi gözükecektir. Ve artık son bir ayın içindeyiz. Yarın gidip gelinliğimin son provasını yapacağım. Duvak, tac seçme zamanı. Keşke güzel eldivenler de bulabilsem. 

Bu arada kına içinde kaftanımı kiraladım. Diğer malzemelerin arayışındayım. Bursa yetmeyince bana İstanbula gideceğim, hem biraz gezerim de diye düşünüyorum. Tabii bu kararım da İki Şehrin Hikayesi bloğunun sevgili yazarı Begüm'ün etkisi çok büyük. O kadar güzel ve uygun malzemeler buluyor ki gidip oraları gezmeden içim rahat etmeyecek. 

Bunların yanında hala halletmediğimiz şeyler var. Balayı, fotografçı gibi "küçük" detaylar. Ama elbet bunlar da hallolacaktır.

14 Ağustos 2012 Salı

39 Gün Kala

Günler nasıl geçiyor, ah bir anlasam. Çok işimiz kalmadı aslına bakıldığında artık. Ama nasıl yetişecek, nasıl olacak, daha yapmak istediğim çok şey vardı çığlıkları ile geçiyor günler. 

Bir çok şey kenarda durmuş beni beklerken, ben babaannemin vitrinindekilere çoktan gözümü dikmiştim. Sonunda da benim oldular.=) 

Çocukluğumdan beri bu kırmızı fincanlarda gözüm vardı. Herşey geçsin bitsin güzel türk kahveleri beni bekler.


Bunları alırken baktım ki yanındaki çay fincanları da bana bakıyor mahsun mahsun, tamam dedim sizleri ayırmayayım en iyisi =)


 Fotograflarda ben pek göstermeyi becerememişim ama şu an sanırım bu kadar ince porselen üretmiyorlar. Kabartmaları, boyutu o kadar zarif ki... Sanırım beni bıraksalardı zaten o evi komple alabilirdim. Ki bu fincanlarla kalmadım. Bunların yanında bir de yemek takımı buldum. Saolsun babaannem beni bu konuda hiç bir zaman kırmadı, ve evde ne zaman ne görsem, beğensem hep benim oldu. Aldıklarım sanırım aile yadigarı diye geçebilecek şeyler, babamın çocukluğundan hatta babam doğmadan alınmış ve babanemin kullanmadığı, bazısı hiç kullanılmamış şeyler. Aslında günlük ve misafir için yemek takımım var ama bunlardan vazgeçemem =) Değişik değişik kullanırım, ben de.




Son olarak da bu ağacı aldım. Çocukluğumdan beri televizyonun üzerinde dururdu, bana hep çok anlamlı, çok güzel gelirdi. Hep evime bu tip aksesuarlar arıyorum. Değişik, şık, sade, doğal şeyler ama pek bulabildiğimi söyleyemem. O yüzden bu tam hayallerimdeki obje idi.

Artık yavaş yavaş yerleşen evime bunlar da taşınsın bakalım. Halı ve sehpa işini de hallettik mi ev de tamam sayılır. Yerleştirmesi zaten çok eğlenceli...

Damatlık Kaosu

Damatlık konusunda sıkıntı yaşadığımızdan daha önce bahsetmiştim. Sonunda olay bir sonuca bağlandı. Bu dönemde sıkışmamak için kıştan damatlığı Tween'den almıştık. Tahmin de edilebileceği üzere ürün hiç kullanılmadı. Ancak kumaşta kendiliğinden çeşitli deformasyonlar olduğunu farkedince mağazaya götürdük ürünü . İncelemeye gönderdiler ve ürün kaynaklı bir problem olduğunu farklı bir ürün almamız söylendi. Oradaki ürünlere baktık ve beğenmedik. Üründen kaynaklı bir problem olduğu için de para iadesi talep ettik. Ancak firma kararları gereği bize hiç bir koşulda para iadesi yapamayacaklarını ancak uzun süre geçerliliği olan bir çek verebileceklerini söylediler.

Sonuçta zaten özel bir ürün alıyorsunuz, heveslenerek ve olan olay karşısında moraliniz bozuluyor. Üzerine bir de güvenip alışveriş yaptığınız firma cidden garip bir tutum sergiliyor. Mağaza dışında genel müdürlük ile de iletişime geçtik, problemi anlattık ancak oradan da olumsuz cevap aldık. Bunun sonucunda biz de hakkımızı aramak için Tüketici Hakem Heyetine başvuruda bulunduk. Bu başvurumuzun üzerinden 1 hafta geçmeden firma tarafından arandık. Ve şikayetimizi geri çekmemiz ve bunu kanıtlayan belgeleri onlara teslim etmemiz halinde paramızı iade edeceklerini söylediler. Farklı bir ürün, durum söz konusu olsaydı, sonuna kadar şikayetimin arkasında dururdum. Ancak konu damatlık olunca ve zaten yeterince stresli bir dönem geçirirken onların dediğini yapmak zorunda kaldık. Kesinlikle para iadesi yapmadığını söyleyen firma bize hemen hazırda koçanla bulunan para iade formalrını göstermeye başladı. 

Şahsen erkek giyiminde bu kadar büyük yer kaplayan bir firmanın bu şekilde davranmasını kesinlikle beklemezdim. Evet üründe problem çıkabilir, bu her zaman için olası bir durumdur. Önemli olan firmaların bu durumlar karşısındaki tutumudur. Bize ürünün aynısını sunabilirlerdi ama bunu yapamadılar, bu da anlayışla karşılanabilir. Ancak hiç bir ürün beğenmediğimiz ve kesinlikle bizimle alakalı olmayan bir problem karşısında yasal hak olarak gözüken para iadesinin yapılmaması bana çok yanlış geliyor. Bunun da ötesinde bunu yapıp ardından şikayetinizi çekin paranızı iade ediyoruz denmesi kesinlikle çok yakışıksız bir durum.

Biliyorum bunu okuduktan sonra senin yaptığın etik mi de diyebilirsiniz. Haklısınız da, bu konuda bir şey diyemem. Ama ben yalnızca yaşadığım, cidden üzüldüğüm bir olayı anlatmak istedim. Ve belki bu sayede bir kaç kişiye faydam olur dedim.

Bu sıkıntı stres sonrasında tekrar damatlık arayışına çıktık. Ve bulmamız hiç de zor olmadı doğrusu, diğerinden çok daha içimize sindi. Umarım bununla ilgili bir problem yaşamayız, artık. =) 

12 Ağustos 2012 Pazar

Tam Gaz Devam

Hazırlıklara son sürat devam ediyoruz. Yalnızca 41 gün var =) gerginleri oynamaya başlıyorum, düşününce. 

Kuaförden randevu aldım düğün için. Belki biraz risk ama salonun anlaşmalı kuaförüne gitmeye karar verdim. Gittim konuştum, çok pozitif bir bayandı, ben de rahatladım. Sonuçta sürekli gelin başı yapan bir yer kötü yapamaz diye düşünüyorum. Yaşayıp görücem artık...

Bunun dışında son günlerde, Tepe Home'un indiriminden faydalandık. Orta sehpa almaktan vazgeçmiştik, sonra ordaki sehpa ve fiyatını görünce, alma kararı verdik. Aynı zamanda bir boy aynası aldık oradan hem de yalnızca 30TL'ye. İmkanınız varsa bu ara gidip bakın derim, güzel indirim söz konusu, aynı indirimi ev aksesuarlarında da yapsalarmış nasıl mutlu olurdum anlatamam. Çok hoş ürünler vardı ama şu an sırası değil diyerek rafa geri bıraktım onları.

Kalmış 40 gün tabii davetiyelerimizin siparişini verdik artık, beklemedeyiz. Bir de bol bol ev yerleştirmece oynuyoruz. Hayatımda hiç bu kadar bulaşık yıkamamıştım, diyebilirim, rahatlıkla. Bir yandan makine bir yandan ben çalışıyoruz. Ama mutfak bitmek üzere. Tabii uzun döneme yayıolmış bir alışveriş olunca, kolilerden aynı şeylerden bir kaç seçenek çıkmaya başladı. Bir de onları ayırıyorum. Kullanmayacaklarımı hiç açmadan tekrar bir koliye, onları en baştan anneme göndereceğim. 

Bu hafta da perdeler takılıp, mutfağın yerleşmesi tamamlanınca evimiz eve benzeyecek. =) 

3 Ağustos 2012 Cuma

Gelin Ayakkabılarım

 Bugün birazcık evde durup ayakkabıların fotografını çekebildim. Bir çok markanın da ayakkabılarını denememe rağmen ayakkabıcılar çarşısında tamamen şans eseri buldğum bu ayakkabı kadar rahatını bulamadım. Umarım bunu düğün günü şişen ayaklarla da söyleyebilirim. =)


 Bu ayakkabıları alırken, ayakkabıcı elinde fazladan bulunan bu çiçeklerden de verdi bana istersen renklileri çıkarır bunları takarsın dedi ama benim bunlarla ilgili farklı fikirlerim var.
Hem kuafördeyken hem de gecenin ilerleyen saatlerinde topuklardan kurtulmaya ihtiyaç duyarsam diye dünyanın en rahat şeyi olan parmak arası terliğe geçiş yapmayı düşünüyorum. Bazen ben de kendime diyorum biraz rahatına düşkün bir gelinim sanırım. İşte bu rahatlığa kavuşabilmek için de bir kendin yap projesi gerçekleştirmek istiyorum. Tabii öncelikle şöyle güzel bir terlik bulalım bakalım. Hem belki aynı terlikle balayına da devam ederim, çiçekli çiçekli =)

2 Ağustos 2012 Perşembe

50 gün kala

Şöyle bir tarihe baktım da kalmış 50 gün. Birden panik olmaya başladım. Şu an o kadar yorgunum ki anlatamam. 

Bugün gittik avizelerimizin kalanını aldık, CasaLuce' dan. Oraya karşı çok önyargılıydım. Nedense fiyatların yüksek olacağını düşünüyorduk ki, piyasaya göre uyguna aldığımızı düşünüyorum. Bursa'daki çoğu yer oranın ürünlerini satıyor, buna koçtaş gibi yapı marketler de dahil. Bütün gün zaten yorulmuştum. Bir de avizeler takılırken çıkan pisliği elektrik süpürgesiz temizleme çabam ile pilim bitti.

Bu süreçte çamaşır makinamı da aldım. Cuma günü eve gidicem, bir yandan yatak odasını yerleştirirken bir yandan da makina bağlanacak. Diğer tüm beyaz eşyaları Bosch'tan almamıza rağmen, çamaşır makinasını Samsung'tan tercih ettim. Daha önceki dönemden bir takıntıydı ben de tv ve çamaşır makinasının Samsung olması. Makinanın hem yıkama hem kurutma özelliği var. Bunun dışında airwash ve ecobubble özelliklerinin olması beni cezbetti. Umarım kullanırken de memnun olurum. Alacak olanlara ecobubble özellikli bir makine almalarını tavsiye ederim. Birkaç markada mevcut bir özellik ve daha az deterjan harcaması yapılmasını sağlıyormuş. 

Son olarak da gelin ayakkabılarımı aldım. Yarın evde olabilirsem fotograflarını çekip paylaşacağım. Şu an o kadar yorgunum ki tembellik yapma hakkımı kullanıyorum.

26 Temmuz 2012 Perşembe

İkea Evimizin Herşeyi =)

Bursa kazan biz kepçe gezip duruyoruz. Nedense her bir şey alacağımızda illa İkea'ya da uğruyoruz. Birşey alacak olsam da olmasam da çıkmadan teşhir ürünlerinin sergilendiği reyona uğramak alışkanlık haline geldi. Son 2 seferdir de elim boş çıkmıyorum oradan. Hatta reyondan aldığımı bırakıp onun yerine oradan alıyorum.

Geçen hafta gittiğimizde hasır bir çamaşır sepeti beğenmiştik. Neyse dedik sonra alırız. Aşağıya indiğimde baktım hiç bir hasarı yok yalnızca teşhirde kullanılmış ve fiyatı yarıya inmişti. Aynı şekilde bugünde avize baktık. Bir ürünün benzerleri avizecilerde 150lira civarına satılıyordu. Orada 50TLye görünce hemen alalım dedik. Çıkmadan ben yine fırsat reyonuna bakmak istedim. Bir baktık, aynı avizenin teşhir ürünü olanı varmış ve fiyat 30TL'ye inmiş. Çoğu avizecide zaten teşhir ürününü size teslim ediyorlar, e hiç bir hasarı da olmayınca hiç gerek yok. 

Eğer ıvır zıvır için İkea'ya gidiyorsanız, fırsat reyonuna uğramamazlık etmeyin. Herşey çürük çarık değil =)

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Halımızı aldık...

Sanırım düğünden sonra belli bir süre alışveriş yapmak istemeyebilirim, özellikle de ev için =) 

Geçtiğimiz haftasonu halı bakmaya ayırmıştık vaktimizi. Yola çıktık Korupark kavşağının oradaydık ki tam Step halıdan aradılar. 1 ay filan önce orada bir halı beğenmiş ama daha gezmediğimiz ve emin olamadığımızdan almamıştık. Daha sonra sorduğumuzda da halının üretiminin olmadığı ve ne zaman ellerine geleceğini ve fiyatın ne olacağı belli olmaz demişlerdi. Telefonda istediğimiz halının biraz önce geldiğini söylediler, dedim 2 dakika içinde oradayız. Mağaza görevlisi o kadar çabuk vardığımız için şok geçirdi. =) Hazır girmişken mağazaya 1-2 halı daha bakalım dedik, yatak odası içinde bir halı bulup salon ve yatakodasını halletmiş olduk. Halılar tam istediğimiz gibi oldu, üstüne indirim olduğu için çarşıda sorduğumuz halılardan da uyguna gelmiş oldu diyebilirim. 

                        İşte salon halımız. Ya fotografta farklı çıkmış ya da hafif renk farkı var, zemin gri idi normalde. 

Diğer halılar içinde dolaştıysak da tam bize hitap eden birşeyler bulabilmiş değiliz daha. Aslında oturma odasına da karar vermiş durumdayız. İnegöl çıkarması yaptığımız Reform halıdan alacağız onu da. Acaba tekrar İnegöle gidip yolluk ve antre için de oradan mı halı baksak diye düşünmüyorda değilim. Kargo ile eve yollayabiliriz de demişlerdi. Tüm alışverişlerde kapı komşu yaptığımız İnegöl'e de düğünden sonra bir daha ne zaman giderim bilemiyorum. =) Zaten başka birşey söyleseler, kesin oraya gidilir mi diye üşenirim ben. 

Halı dışında avizeler için de bakındık. Bir kaç avizeci gezdikten sonra bir defa daha insanın önyargılardan kurtulması gerekli, dedim. İzmir yolunda CasaLuce'a hep bakar ve çok pahalı olduğunu düşünürdüm. Oysa şehrin içinde gittiğiniz bir çok mağaza ürünlerini ordan alıp satıyormuş(mağazalarda hep onun kataloğu vardı da) Bu yüzden de fiyat ister istemez biraz daha yüksek oluyor. Orada da salonun avizesinin siparişini verdik, gelsin bakalım. =)

Ve bu geçen sürede son olarak da davetiye baktık. Davetiye konusunda kafamda farklı fikirler vardı. Sade olsun ama anlamlı olsun gibi şeyler... Ayrıca yurtdışındaki davetiyelerin özeni, ve orjinalliği beni epey etkiliyordu. Bunun dışındaki bir diğer fikir de davetiye yüksek bir bütçe harcamak istemediğimdi. Olabildiğince düşük fiyata hoş bir ürün bulmak istedik.  Sanırım istediğimiz gibi de olacak. Onda da modeli beğendik, sayı tam belli olmadığından şu an sayı bekleniyor. Doğrusu içine ne yazılacak gibi konuları hiç düşünmedim. Örnekte bu mutlu günümüzde yanımızda olmanızı dileriz gibi birşey yazıyordu. O olarak da kalacak sanırım. =)

Böylece alınacak kalemler, halledilmesi gereken işler yavaş yavaş azalıyor. Bugün tekrar çıkıp bir iki parça daha bakacağım. Bitince çok büyük bir boşlukta hissedeğim sanırım kendimi...

19 Temmuz 2012 Perşembe

Geriye kalanlar

Düğüne tamı tamına 2 ay 4 gün kaldı. Ay bak böyle yazınca mideme birden kramp girdi. Bu kadar zaman kalmışken ve ben son 20 günü mümkünse yatarak geçirmeyi hayal ederken hala tamamlanmamış işlerin bir listesini çıkarmak şart :)

-Çamaşır makinası                                                       -Çöp kovası                                               
-Televizyon                                                                  -Bulaşık makinası kapağı
-Sebzelik                                                                     -Havan
-Kapı paspası                                                              -Ütü masası
-Bıçak seti                                                                   -Likör bardağı
-Banyo sabunluk seti                                                    -Sineklik
-Kitaplık                                                                      -Damatlık
-Zigon sehpa                                                                -Gelin ayakkabısı
-Halılar                                                                        -Davetiye
-Avizeler                                                                      -Kuaför
-Balkon masa ve sandalyesi                                          -Fotografçı
-Çiçekçi                                                                       -Takı kurdeleleri
-Nikah şekeri                                                               -Acil durum çantası =)
-Kına malzemeleri                                                         -Kına kaftanı
-Kına çerez ve lokumu                                                  -Balayı organizasyonu
-İlk dans, giriş vs için müzik seçimi

Bunun dışında istikrarla parça parça eve taşıdığımız eşyaları bitirip, yerleştirme aşamasına geçmek gerekiyor. Yerleştirme zevkli ve kolay olur gibi geliyor bana. Bugün davetiye bakacağız bakalım...





18 Temmuz 2012 Çarşamba

garip olaylar

Herşey yavaş yavaş yoluna giriyor, hazırlıklar bitiyordu. Ama bir anda herşey tersine döndü sanki :( 

Temel problemimiz halı ile başladı. Desenini beğendiğimiz halılar kalite anlamında bizi tatmin etmiyor genellikle, ya da mağazaların ellerinde kalmamış ve artık üretimi olmayan ürünleri buluyoruz. Dün en sonStep halının genel müdürlüğüyle görüşmüş olan bir nişanlıya sahibim, buna rağmen istediğimiz ürüne ulaşamadık. (bu kadar uğraşa garip birşey aramıyoruz, olabildiğince sade birşey aradığımız) 

Bunun dışında; damatlık işini aslında aylar önce halletmiştik. Ama öylesine bir açıp bakmak istediğimizde üründe sorun olduğunu farkettik. Ürünü hiç kullanmadık, mağazaya götürdük. 1 ay boyunca incelediler. (üzerinde nasıl denetler yapmış olabilirler düşünüyorum ama bulamıyorum) Ürünün tazmini kararı çıkmış sonunda. Ancak şu an mağazaya baktığımızda, bulunan ürünlerde bize epey yüksek fiyat farkı çıkıyor.  Aynı ürün ellerinde yokmuş ve de kesinlikle para iadesi yapamıyorlarmış. Ne güzel dünya... Hiç kullanmadığımız üründe, tamamen onların hatasından oluşan bir problem ve para iadesi hakkına bile sahip değiliz. İster istemez bütün hevesimiz kaçıp, moralimiz bozuluyor. Bu olay Damat Tween' de başımıza geldi. Hani küçük bir firma olsalar beklentilerim daha farklı olabilirdi ama şahsen kalite ve müşteri memnuniyeti konusunda daha çok fazla yol kat etmeleri gerekiyor. yerel firmalar bile çok daha ilgili davranıyorlar. 

Bir de gelin ayakkabısı olayı var. Cidden bir kerede çıkıp birşeyler alabilen insanlara hayranım. Yok olmuyor, denk gelmiyor. İnatla arıyorum, bulamıyorum. En son İnci'de bir ayakkabı beğendim. Bir de çanta beğenmiştim. Çanta defolu olduğundan yeni bir tane getirtmelerini, geldiği takdirde satın alacağımı belirttim. Ve mağazadan, parayı peşin ödemem gerektiğini söytlediler. Tamam dedim ödeme yaparım ancak bir problem olursa nasıl bir işlem yapıyorsunuz? Aldığım cevap cidden beni şaşırttı. Çünkü kesinlikle para iadesi yapamadıklarını hediye çeki vereceklerini söylediler. Bu nasıl iş benim elime hiç ürün geçmiyor ama onlar benim parama el koyuyorlar.... Bahsettiğim dükkan doğrudan şube imiş onu da teyit ettiler. Bu durumdan sonra oradan bir şey alasım da kalmadı doğrusu... Ve yeni arayışlar ile düğünden önce bir zahmet ayakkabı alabileceğimi düşünüyorum. 

Bakalım daha neler çıkacak, kendimi herşey yoluna girecek diye avutmaya çalışıyorum ama bir yerden sonra çığlık atasım geliyor.

13 Temmuz 2012 Cuma

Gelin Ayakkabısı 3

Rutin olarak online satış sitelerine bakarken Limango'daki bu ayakkabıya bayıldım. Tek tereddütüm kapalı ayakkabı ile rahat eder miyim?

Çok kuzu değil mi? Bu ayakkabıları giyersem heralde sürekli o etek havaya kalkıp, ayakkabılar gösterilir. =)

Not: Fotograflar ne yazık ki bu boyutta çıkıyor. =( bir türlü düzeltmeyi beceremedim. Büyüteçle bakabilirsiniz =) Ürünün linki için tık tık ya da limangoda Elite Goby Gelin Damat Baskılı Topuklu Deri Ayakkabı.

Bir ailenin hikayesi...

Denizden yeni çıkan balık, rakı ve denizden esen rüzgarın kokusu içmeden bile sarhoş etmeye yeterken bir de tatlı sohbet eşlik etti bu akşam bana. Konu kitaplardan ailenin tarihine geldiğinde 2 ay sonra bu evden, bu sohbetten ayrılacak olmak taş gibi oturdu içime doğrusu... İnsan kendi tarihini yazmak için bir şeylerden kopmak zorunda, ne garip. 

Bu akşam o kadar çok şey dinlemişken ailenin kadınlarıydı dikkatimi çeken. babamın dedesi bu köyde evliymiş. Askere çağırılınca Osmanlı ordusunda askerliğini yapmak üzere gider. Kendi anlattıklarına ve bugüne kadar gelenlere göre Balıkesir civarlarında Osmanlı ordusu dağılmışken Kuvayi Milliye ordusundan askerlerle karşılaşır ve bu vatan elden gidiyor bari bu orduya katılıp savaşalım diyerek bir grup asker diğerleri ile birlikte trenlere binerek Ankara'ya gider. Orada okuma yazma bilmesi gibi şeylerle dikkat çekerek Fevzi Çakmak'ın telsizcisi olarak savaşlarda görev alır. Döndüğünde 9 yıl geçmiş. Eşinin ailesinin yanına gitmiş hemen ama sara hastası olan eşi bir gün evde geçirdiği krizde ocağa düşerek yanarak öldüğünü öğrenmiş. Bir de 9 yaşında bir çocuğu olduğunu öğrenmiş ama eşinin ailesi o çocuğu biz yetiştirmek istiyoruz demişler. 

Köye döndüğünde babasının adaletsizce malları diğer kardeşlerine dağıttığını görmüş, buna kızınca da verilen hiç bir malı kabul etmeyip kendi başına çalışmaya başlamış. Bu süreçte hem Osmanlıca hem de Türkçeyi tamamen kendi çabası ile öğrenmiş ve sanat yaratırcasına kullanabiliyormuş.

Bu dönemde Galata köprüsünün inşaatında çalışmak üzere 9 çocuğu ve eşleri ile Sivas'tan yola çıkan bir usta varmış. Yol üzerinde uğradıkları yerlerde de işler yapmış. Bu sırada bu köye gelerek bir kaç iş yapmışlar ve bu sırada tanıştıkları büyük dedeye kızlarından Ayşe'yi verir, bu usta. Ayşe babaanne bu sırada 13-14 yaşlarında imiş. 1 sene sonra büyükbabamı kucağına almış. Büyükbabam 4 yaşına geldiğinde ise bir çocuk daha olur. 17 yaşında olan Ayşe hanımın iki çocuğa birden bakamayacağını düşünen herkes büyükbabamı artık İstanbul'a yerleşmiş olan Makbule ve Mahmure ismindeki kardeşlerine yollar. Büyükbabam 9 yaşına kadar orada yaşar. İstanbula giden aile orada durumunu düzeltmiş o dönemin Beyoğlunda bir çok mülke sahip olmuştur. Köyde çalışan Molla Şevki' de (büyük dede) zeytinlikler almaya başlamıştır. Ve çocuklarının onlardan fazlasıyla uzak kaldığını düşünen Şevki dede büyükbabamı yanlarına aldırır ve ilkokula yazdırır. Bu sırada köydeki okul kapanınca 5 km ilerideki okula gitmek zorunda kalmıştır. Virajlarda kah yürüyerek kah çantaların üzerinde kayarak okula varmıştır. Ancak dede çocuğun yollarda harap olduğunu düşünerek, okuldan almak istemiş. Bu sırada öğretmen devreye girerek çok parlak bir çocuk olduğunu, oradan yollayamamaları durumunda kendisinin bakabileceğini söylemiştir. Şevki dede durumu kabul eder. Liseye kadar bir şekilde okur daha sonra tekrar teyze ve dayılarının yanına İstanbul'a gönderilir. Orada Beyoğlu Erkek Lisesine başlar. Ancak okula geç başladığından lise 2. sınıfta askerliğe çağırılıp, okulu bırakmak zorunda kalmış. Ama İstanbul'da geçirdiği sürede Beyoğlu'nun da en görkemli dönemlerine canlı şahit olmuş.(durumu iyi olan dayı ve teyzeler sayesinde, o dönemin gazino, kulüpleri ve dönemin tüm filmlerine ait arşivleri bulunur) 

Askerden dönünce köye geri döner. Askerliğini yapar, özel idarede çalışmaya başlar. Bu sırada okul öğretmenleri ramazanlarda camilerde de çalışmak üzere köylere gönderilmekteymiş. Babaannemin babası da bu şekilde aynı köye gelir. O da Bulgaristandan göçmüş, iyi derece Osmanlıca ve Türkçe bilgisi olan bir adammış. Bu sayede Şevki dede ile her geçen gün sohbetleri ilerlemiş. Köyden ayrıldıktan sonrada birbirlerine sanat eseri niteliğinde iki dili de içeren mektuplar göndermeye devam etmişler. Ancak ne yazık ki ev müteahite verildiğinde o mektuplar da çöpe atılmış. Bu şekilde görüşürlerken, kızlardan en büyüğünü, büyük oğullarına isterler. Bu şekilde de büyükbabam ve babaannem evlenirler. Büyükbabam memuriyette gösterdiği başarı ile dikkat çeker ve eğitime giderek Kadartroya geçebileceği söylenir. 2 sene Ankara'da kalması gerektiğinde, babaannemin Amcası devreye girer. O dönemde yeni Profesör olan amca yanlarında kalabileceğini söyler ve bu dönemi de bu şekilde atlatırlar. Öncelikle Balıkesir' de göreve başlar. Bu sırada babam bebektir. Buradaki ekip çok başarılı olunca her birinin müdür olarak Türkiye'nin çeşitli yerlerine dağılmaları istenir. Büyükbaba buna çok sıcak bakmaz, çünkü maaşta artış gibi imkanlar o dönemde söz konusu değildir. Ama her ne kadar istemese de görevi kabul ederek Urfa'ya gitmek zorunda kalır. Bir kaç ay içerisinde bu tarafa geri getireceklerini söylerler, ancak 12 Mart Muhtırası ile oradaki macerada 8 yıl sürer. Bu sürede amcamın doğumu için babanem belirli bir süre Bursa'da ailesinin yanında kalır ve daha sonra tekrar Urfa'ya döner. Daha sonra Ankara Beypazarı'na tayin olurlar. Babam bu sırada liseden mezun olur ve Bursa'daki anneannesinin yanına taşınır. Üniversiteye başlar, geçirdiği kaza dolayısı ile yarıda bırakır, bir süre sonra işe başlar. Aslında uzun yıllar annenannesiyle aynı mahallede oturan birbiri haricinde tüm arkadaşları ile tanışık olduğu annemle görücü usülü evlenir.Yazları evimiz o kadar sıcak olur ki, akşam otobüs olmamasına rağmen her cuma akşamı köye Mudanya'dan yürüyerek gelirler.

Bense yine aynı köyde nişanlımla tanıştım. Aslına bakarsanız, insanından dolayı çok sevmem burayı ama insan kaderinden kaçamıyor. 9 senedir beraberiz ve umarım ailedeki diğer kadınlar gibi bir ömür boyu da eşimin yanında olmak isterim. Çok farklı yerlerden gelen kadınlar hep burada takılmışlar. Döneminin cidden çok güzel kadınları, bu topraktan kopamamışlar. Ve bunun için ailelerinden uzakta kalmışlar. Büyükbabamı ben küçükken kaybetmemize rağmen babaannem hala gelir ve yazlarını burada geçirir. Umarım Allah daha uzun ömür verir de daha çok şey görür, buralarda.

Ben bu hikayeyi dinlediğimde en çok Şevki dedenin ilk çocuğunu merak ettim. Oysa ki tanıyormuşum. Ayşe babaanne onu evinde daha sonrada istememiş ancak yıllar sonra o köye iş yapmak için gelmiş. Bu sırada Şevki dede ölen babasından kalan mirasları zaten almak istemez ve oğluna verir tamamını. Babam küçük çocukken bir tatilde geldiklerinde bir gün babası amcanın elini öp der ve babam kim olduğunu merak ettiğinde durumu öğrenir. O günden sonra da görüşmeye başlarlar. 

Okurken belki sıkıcı, belki anlamsız olabilir bu yazı ama bu gece beni çok duygulandırdı. Kah zor dönemler kah mutluluklar, bu yazı sadece çok kısa bir özet. Belki de gelecekteki kendime bunları bir gün unutmamak için büyük bir not. Büyükbabam zamanında bunları anlatan kaset kayıtları hazırlamış. Şimdiki hedefim, bu kayıtları bulup onları dijital ortama aktarıp, biraz daha ölümsüzleştirmeye çalışmak.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Benim olsalar...

Bir yandan etraftaki insanlara gıcık olup, bir yandan da hayallere dalıyorum. Daha davetiyelerimiz, halılarımız, avizeler, kuaför, fotografçı, balayı programı ortada yok. Tabii bir yandan gelinlik için aksesuarlar geçiyor aklımdan. Kınadansa hiç bahsetmemek gerek, hiç birşeye başlamış değilim. Ne nasıl olacak, ben ne istiyorum bilmiyorum. Bol bol internetteki örneklere bakıyorum.  http://www.lightinthebox.com diye bir site var. Nişan elbisesi bakarken bulmuştum. Bir sürü şey var orada, Türkiye'ye de kargosu var ama ben daha cesaret edip alışveriş yapmadım. Yalnızca bakıp fikir ediniyorum.  Orada gezerken;

Bu eldivenlere;

Bu taçlara;

 Ve bu davetiyelere;

bayıldım. Eldivenin fiyatı 9.49 dolar. Kargo ücreti olmasa hiç düşünmeden alacağım. Ama bu eldivenleri taktım kafaya gelinlikçiye soracağım, onlarda varsa oradan alırım ya da gösterirsem belki dikerler. =) Olmazsa da birşeyler düşüneceğiz. Fotograf çektirirken çok kuzu duracaklardır, ama =)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

....

İnsanları anlamakta zorlanıyorum. Neden hayatıma bir şey katmamış insanlar beni hemen eleştirip, aaa bak ama böyle yap demeye bu kadar meraklı oluyorlar anlamış değilim. Mutlu olmak neden başka insanları rahatsız eder.

Dün akşam arkadaşlarla sahilde oturuyorduk, epey de komik dialoglar geçince normalden fazla güldük, özellikle de ben şen kahkahalarımı yankılattım. Ve yanımızdan geçip bizi tanıyanlar hep aa sesiniz her yerden duyuluyor dedi. En son gelen insanlar bildiğiniz uyardılar. Ne var ki içten bir şekilde gülmekte, neden insanları rahatsız eder.

Dün bu uyarıyı yapan kişiler bugün de nişanlımın alyansını takmadığını farkettiler. (durup dururken, alyansını göster diyerek) Hemen bana dönüp nasıl alyans taktırmazsın dediler. Orada söyleyemedim ama burada haykırıyorum, SİZE NE??? O alyansı taktığında hayatımızda dağ gibi değişiklikler mi olacak, tüm sorunlarımızdan kurtulacak mıyız? Evet ben de istiyordum yüzüğünü takmasını ama özellikle sıcak havalarda rahatsız olduğunu söyledikten sonra bir şey demek istemedim. Düşündüm ki ne fark edecek, yüzüğü takmadığında yapacağı şeyleri taktığında yapamaz mı? Ya da illa tak diye ısrar edip karşıdakini yalan söylemeye, yalnızca sizin yanınızda takarak hep takııyormuş gibi davranmaya teşvik etmenin ne anlamı var. Hepsini geçtim, bu bana dert olmamışken 5 dakikalık ayaküstü konuşmada bunu dert edinip aaa Limpiadora ama böyle olmaz, gerekirse başının etini ye taksın. 60 yaşınada gelse takması lazım, demenin gereği nedir? Ben hem kendime hem nişanlıma güveniyorum, bizi sadıklaştıran, birbirimize olan sevgimizi gösteren şeyin birere halka olduğuna inanmıyorum. Evet alyansın özel bir şey olduığunu hep tatlı bir hatıra ve baktığımda sevgilimi hatırlatan bir obje olması hoşuma gidiyor. Ama bir zorunluluk olması nedir ki? 

Belki başkaları dese kabul ederim, yorumlarını. Ama bu insanların resmen mutluluğumda gözleri var. Daha öncede nişanlıma  tamam iyi kız filan ama Limpiadora senin yanına yakışmıyor, biz senin yanına daha güzel bir kız düşünürdük hep, yine sen bir düşün diyen insanlar. Yalnızca şuna inanıyorum, döner dolaşır herkes kendi niyeti ile karşılaşır. Kimse karşısındakini sevmek zorunda değil ama saygı duymak zorundadır. Keşke bunları o insanlara söyleyebilsem ama olmuyor işte, anlatsam anlamayacaklar ki... Anca kendi kendime böyle sinirleniyorum.

1 Temmuz 2012 Pazar

Hasta, bitkin ama azimli =)

Son bir kaç gündür kırgındım ama bugün bütün kış olmadığım kadar hastayım. Sabah kalktığımda sesim hiç çıkmıyordu. Tüm günü yorganın (evet evet bu sıcakta yorganın altından çıkamadım) altında geçirdim. Neyse ki şu an birazcık daha iyi hissediyorum, pazartesi kendime gelmiş olmayı umud ediyorum. Bu yüzden de böyle bir başlık attım. Bedenim yatakta ama kafamdan sütekli şurayada bakmak gerekler geçip duruyor.
 
Bugün halletmem gereken bir yığın işim vardı. Dün sabah öncelikle gelinlik provasına gittim. Prova, evet ben bir prova bekliyordum, ama sevgili gelinlikçim beni şaşırtarak bir kaç tadilat dışında gelinliğin bitmiş olduğunu söyledi.  Giydim, çıktım kabinden taş işlemeleri dışında başarılıydı (Modelin orjinalinde dantel üzerine taş işlemeler vardı yoğun olarak ama ben o işlemelerin azalmasını çok çok az olmasını istemiştim). Ben öyle taşlı pullu şeyleri pek sevmiyorum. Öyle olunca da azaltıldı, ne yazık ki tamamı çıkarılamıyormuş. Ama baktım hiç de fena durmadı =) Ayakkabılarımı hala almamış olduğum için boyu ile ilgili daha sonra gidip ölçü aldıracağım. Gelinlikçiden çıkınca da hazır anneleri de bulmuşken perdecilere bakalım istedim biraz. Geçen gün kendi başımıza çıktığımızdan hiç birşeyden haberimiz olmadığını farkettik çünkü. En azından dükkanlarda anlatılan şeyleri değerlendirme şansımız olucak bu şekilde =) Birkaç dükkan gezdikten sonra bir yerde karar verdik gibi. Bir de beyimize göstereceğiz bakalım =) işte bütün bunları böyle gezdikten sonra bugün ayakkabı bakıp, perde işini de kesinleştirmeyi planlıyorduk ama kısmet değilmiş. 

Yazmadığım bu sürede mobilyalarımız tamamlandı. Alım işlemleri çoktan olmuştu zaten de eve yerleştiler. Yatak odası 3. seferde tamamlanabildi, şaka gibi. Ama güzel oldu... Fotograflarını çektiğimi hatırlıyorum ama ne yazık ki bulamadım. Artık eve her gidişimizde arabayı ağzına kadar doldura doldura eşya taşıyoruz. Biz o kadar taşıyoruz ama sanki gitmesi gerekenler azalmıyor gibi...


Tabii her bulduğumuz vakitte çarşıya çıkmaya sonuna kadar devam ediyoruz. Bugünün acısı da haftaiçi çıkacaktır. Geçen çarşıya çıktığımızda, yeni bir yer keşfettik. Belki bilenler vardır ama ben orada öyle bir yer olduğuna çok şaşırdım. Çarşıdan Şehreküstüne doğru inerken, sıcaktan bezmiş bir halde pazara uğramaya karar verdik. Bir araya girdiğimizde;

Bu manzarayı gördük. O kadar binanın arasında nasıl kalmış diye şaşırdık. Bu kadar sıcakken bir soluklanalım dedik. Garson gelip ne istersiniz diye sorduğundaki durumumuz cidden komikti. Önce neler olduğunu sayman gerek dediğimizde çocukcağız cidden şaşırdı. Biz de durumu anlattık. Meğer bu gördüğümüz yer bir köfteci imiş. 


O kadar güzel gözüküyorlardı ki köfteleri fotograflayamadım. (eheu birazcık aç da olabilirim) Kesinlikle tavsiye ederim, burada oturup birşeyler yemenizi. Uzun zamandır dışarıda böyle köfte yememiştim. Yerini sorarsanız da enteresan şekilde tarif edebilirim ancak. Şehreküstünden Kapalıçarşıya doğru çıkarken 2. aralık olması gerekiyor. Orada değilse bir üst aralığa da bakabilirsiniz =)  O sokaklardaki tek yeşillikli yer sanırım. O gördüğünüz bnoşlukta bir kahvehane bir de bu klöfteci var, nım nım nım... 

Evet hastalıkla başlayan, alışveriş ve gelinlikle devam edip, yemek ile sonlanan bir yazı yazabildiğim için kendimi burada tebrik etmek istiyorum. Daha fazla konudan konuya atlamadan ben kaçayım en iyisi...



21 Haziran 2012 Perşembe

Mobilyalar gelmeye başladı...

Evi teslim aldığımızdan beri bir koşuşturmadır, gidiyor. Bir yandan bastıran sıcakla mücadele adına yazlığa geçiş süreci, bir yandan temziliği eşyasıile evi düzenleme eylemleri, zaman nasıl geçiyor anlamadım.

Geçen hafta gidip evimizi temizledik, inşaat sonrası firma genel bir temizlik yaptırmış olduğundan çok yorulmadık. Ama tabii ki temizlik sırasından aaa evin şurası şöyle olmuş, burasında şöyle hata var nasıl düzelecek diye de düşünmeye başladık. Geçen haftasonu ise hem sitenin tanışma toplantısına katıldık hem de koltuklarımızı bekledik, evimizde. Ne kadar garip insanın kendi evi olması, komşularla acaba anlaşılabilir mi, neyi kim nasıl yapmış diye bakınmaya başlıyormuş hemen insan. Sitenin geneli küçük çocuğu olan genç ailelerden oluşuyor. İşsizliğimin baharında olan benim için bu iyi bir haber oldu diyebilirim. En azından anlaşıp, görüşebilceğim insanalra olabilecektir, evde iyice yapayalnız kalmam diye sevindim. 

Toplantı sonrasında gergin bekleyiş başladı, koltuklar nasıl oldu acaba diye. Koltukları yaptırdığımız firmadan burada bahsetmiştim. Tam söyledikleri günde ve istediğimiz gibi teslim ettiklerini söyleyebilirim, daha kullanmaya başlamadık ama sanırım rahatlıkla tavsiye edebileceğim yerlerin başında geliyor.  Koltuklar gelip yerleştiğinde tekrar doğru kararı verdiğimizi anladık. İri koltujlar ile salonu çok boğacakmışız oysa ki bu koltuklar hem rahat hem de az yer kaplıyorlar. Aslında mobilyalarımız da aynı günde gelecekti. Farklı günlerde boş evde beklememek için hepsinin teslim tarihini aynı gün belirlemiştik. Ama mobilyacıdan arayıp eşyaları bize satarken asla sorun olmaz dedikleri cumartesi günü teslim edemeyeceklerini söylediler. Çok yoğun oldukları için ancak haftaiçi teslim edebiliyorlarmış. Oysa ki satış aşamasında özellikle belirtmiştik... Evet şu an bizim için orada bekleyebilecek olan ailelerimiz var ama olmayadabilirdi, bu durumda ne yapılacaktı merak ediyorum.

En azından çok gecikmeden bir sonraki salı yani 2 gün önce mobilyalarla beyaz eşyalar da geldi. Beyaz eşyeler tam söylendiği saatte servisi ile beraber kapımızdaydı. Aspiratör ile ilgili söylediğim problem de gayet kolay şekilde çözülebiliyormuş. Aldığımız ürüne karbon filtre takılacak ve kullanılabilir konuma gelecekmiş. 

Mobilyaları da beyaz eşyalarla aynı saatlerde bekliyorduk ama ancak akşam 7'de gelebildiler. Firmaların en azından gelecekleri zaman dilimini belirtebileceklerini düşünüyorum. En azından ona göre ayarlamalar yapabilir ev sahipleri de, örneğin biz ihtiyaç duymadığımız için evde şu an hiç bir aydınlatma sistemi yoktu, ampul bile. Bu şekilde olduğunda birimiz markete gidip birşeyler bulup onlar montaj yaparken biz de duy bağlamaya çalışıyorduk. Ama montaj yarıda kesildi, çünkü gönderilen ürünler hatalı idi. Gardolapın alt kısımları eski modele, üst kısımları ise yeni modele ait olduğundan montajının yapılması mümkün değilmiş. Fabrikadan yeni ürünlerin gönderilmesini beklemek zorundaymışız. 

Zaten yatak odasına sığma konusunda da problemlerimiz var. Ürünlerin ölçülerini alıp daha önceden kontrol etmiştik. Ancak bize yatak ölçülerini yatak başı derinliği vb. hesaba katılmadan verilmiş. Bu nedenle dolap kapağı açılamayacak şu anda. Komidinin birini değiştirdiğimizde sorun azalacaktır diye düşünüyorum.Neyse ki mobilyacıyı arayıp, durumu açıkladığımda sorun olmayacağını, ürünü değiştirerbileceklerini söylediler. Yalnızca ellerinde hazır bulunmadığı için bir süre daha beklememiz gerekiyormuş.

Herkes diyordu, cidden bu süreçte, ustalarla, insanlarla ulaşmak zormuş.İyi ki bazı şeyler garanti olsun deyip erkenden döşemeye başladık evi. Gerçi bir yığın eksiğimiz var ama olsun =) Bir yandan da artık, perde, halı ve avizelerimizi alacağız. 

Şimdilik bu kadar herşey, umarım bundan sonraki günler daha olumlu şeyler olur =)

11 Haziran 2012 Pazartesi

güzel bir gün =)

Havanın gereğinden fazla sıcak olmasına rağmen, çok güzel bir gün. Haftasonunu kah deniz kenarı kah dağ yamacında geçirdikten sonra haftaya güzel bir başlangıç yaptım. Öncelikle sınav sonuçlarımın yarısı açıklanmış durumda, ve en kalma ihtimaline sahip olunan dersten geçmişim. =)

Tam bu habere seviniyor bir yandan da bloglar arasında geziniyorken sevgili gelinyolunu ziyaret ettim. Geçenlerde katıldığım, buradan da duyurmuş olduğum Lucky Tale Photography'den stop motion davetiye çekimini kazandığımı öğrendim. Her şeyden önce çok güzel bir anı olacak bize... İlk defa bir çekilişi kazanmış olmanın sevinci ve şımarıklığı böyle oluyormuş.Buradan tekrar teşekkür ederim. Darısı da diğer isteyenlerin başına =)

6 Haziran 2012 Çarşamba

ve mezun oldum...

2 haftalık yorucu maratınun ardından, sınavlar, ödevler bitti. Ve şu noktadan sonra bir aksilik çıkmazsa mezunum =)

3 yıllık yüksek lisans mı olurmuş, ama ne yapalım başlayacağız, nasıl biter bu diye diye başlamıştım. Akşamları dönerken dersten, hep suratımız somurtuk, çok yorucu nasıl bitiricez diyorduk. Şimdi bunları dediğimiz günler dünmüş gibi, ama sınavlar da bitti. O kadar sersemlemiş ki herkes, sınavdan sonra vedalaşmak bile aklımıza gelmedi. Öylesine toplanıp geldik evimize. 

Artık kafamda dolaşan tilkilerden biri daha azalmış oldu. Sıra geldi evi temizleyip eşyaları yerleştirmeye...

4 Haziran 2012 Pazartesi

Bu da benim kraliyet ailem

Geçen haftalarda olmazsa olmaz bohça alışverişinin kozmetik ayağını gerçekleştirdik. Daha önce kadınlar günü dolayısıyla Watsostaki indirimden, Rimmel'in Pink Gossip rengindeki rujuna aşık olup almıştım. Bu alışverişte de rujumu aynısından tercih etmek istedim. Öncelikle Rimmel'in yalnızca Watsonslarda satılıyor olduğunu öğrendim. =) Sonrasında ise bu serinin ambalaj değişikliği nedeniyle şu an satıştan kaldırıldığını öğrendim. Ama tekrar ne zaman geleceği belli değilmiş. 

Onu bunu bilmem dedim, renk çok güzel onun dışında kokusuna bayıldım ben bu rujun. Durum böyle olunca ne kadar watsons varsa hepsini gezerek alabileceğim renklerini toplamaya başladım. Dün hazır Outlet Center'a gitmişken oradaki Watsonstan da rujlarımı aldım. =) (aslına bakarsınız bir bu rujlar bir de damatlık ayakkabı bulabildik.) 

Şimdilik bu kadar bulabildim ne yazık ki, çünkü renk seçeneği çok yoktu. Ortadaki Pink Gossip, olsa ondan bir yığın alıp stok yapmayı çok isterdim. Onu yalnızca Zafer Plazadaki mağazada bulabildim. Diğer ikisi de Outletten.




Aslına bakarsanız, 050 numaralı olan ruju çok beğenmedim ancak Zafer Plazada ürün tanesi 4TL'den (toplandığı için fiyat indirimine gidilmiş sanırım çünkü daha önce aldığım fiyat indirimli olmasına rağmen daha yüksekti) satılırken, Outlette bir alana bir bedava olarak 7TL'den satılıyordu. Bu şekilde olunca da 2. bir renk beğenmem gerekiyordu, aralarında en kullanabileceğim de bu olunca mecburen aldım.

Bu rujlarla resmen duygusal bir bağ kurmuş durumdayım. Normalde çok da makyaj yapan biri değilim kalem, ruj, rimel işte... Bu aldıklarım da beni uzun bir süre idare eder ama Pink Gossip'e ulaşabilirsem bırakmam alırım yine =)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...